REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

SANAYİ AİLESİ

“Küresel dünyada, yüzde yüz yerli üretim yok”

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
“Küresel dünyada, yüzde yüz yerli üretim yok”
12 Mayıs 2021 - 0:07
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

GİRAY DUDA

Yerli üretimin ve sanayinin yeterince desteklenip desteklenmediği, neler yapılması doğal olarak yıllardan bu yana tartışılır. Yerli üretimi, kimi yönleriyle, Kocatepe Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Murad Tiryakioğlu ile söyleştik.

– Sayın Doç. Dr. Tiryakioğlu, ‘Türkiye’nin Yerli Üretimi ve Politik Ekonomisi’ kitabının sunuşuna ‘Sanayileşemiyorsak sebebi var’ diye attığınız başlık oldukça ilgi çekici. Eğer tek sebep varsa bunu bize anlatır mısınız?

– Aslına bakarsanız bu iki yönlü bir başlık. Hem sanayileşebilecek kapasite ve yeteneklerimizin olduğuna ancak bu konuda kendimize yeterince güvenmediğimize ilişkin bir göndermeyi hem de bunca yetenek ve kapasiteye rağmen sanayileşememek konusunda nasıl oluyor da bu kadar ısrarcı olabiliyoruz sorusuna bir göndermeyi içeriyor. Aslına bakarsanız sanayileşmiyorsak bunun sebebini şu soruda aramalıyız: Sanayileşmeyi gerçekten istiyor, destekliyor ve öncelikli gündemimiz haline getiriyor muyuz? Bu soru politika yapıcı ve uygulayıcı aktörlerden sivil toplum ve iş dünyasına kadar ilgili tüm aktörlere yöneltilmesi gereken bir soru.

YENİLİKÇİ VE REKABETÇİ SANAYİMİZ VAR

– Yerli üretimi kendine dert eden, buna kafa yoran bir ekonomist olarak Türkiye’nin yerli üretim gücü ve yeteneği hakkında neler söylersiniz?

– Cumhuriyet’in ilanı ile başlayan ve aslına bakarsanız belli ölçüde de temelleri Osmanlı Devleti döneminde atılmış yerli üretim çabaları olduğunu görebiliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğunda önceliklerinden birisi ‘Milli İktisat’ idi. Gerek yerlileşme çabalarını gerekse yenilikçi yerli üretim konusundaki çok önemli başarıları ülkemizin kurulduğu ilk günden bu yana görmek, izlemek mümkün. Günümüzde ise çok önemli yerli ve gerçekten çok yenilikçi, yüksek rekabet gücüne sahip üretim kapasite ve yeteneklerimiz olduğunu görebiliyoruz. Basına yansıdığı kadarıyla sadece savunma sanayinde büyük bir gelişme ve yerlileşme varmış gibi algılanıyorsa da sivil teknolojilerde de gerçekten umut verici örneklere rastlıyoruz. Kitabın sunuşunda da bahsettiğim gibi, Yerli Yeşil Yeni Platformu da tam bu sebeple doğdu. Geçmişte çok başarılı üretimlere imza attık, bugün çok yenilikçi ve çok rekabetçi üretimler gerçekleştiriyoruz ve çok daha iyilerini yapabiliriz demek ve dedirtmek için. Ne demek istediğimi daha anlaşılabilir kılmak için okuyucuları, izninizle Yerli Yeşil Yeni’nin web sitesinde yer alan ‘Üretim’ bölümüne [http://yerliyesilyeni.org/uretim-modulu/] ve daha fazlası içinde YouTube kanalımıza davet edeyim.

YÜZDE YÜZ YERLİLİK YOK

– Türkiye’nin irili ufaklı binlerce sanayi kuruluşu dikkat çekici üretim yapıyor ve başarılara imza atıyorlar. İhracat yetenekleri de yüksek. Bunların tümü yerli üretim olarak değerlendirilebilir mi?

– Bir üretimin yerli olarak değerlendirilebilmesinin temel koşulu kritik bilgisinin, tasarımının, araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin mümkün olduğunca yerli yapılabilmesinden geçiyor. Yerli üretim denilince, yaygın bir yanlış anlaşılma ile karşılaşıyoruz. Yüzde yüz yerli mi? Günümüz dünyasında hemen hiçbir ülke için yüzde yüz yerli üretim ne mümkün ne de akıllıca. Tasarımı, mühendisliği, yazılımı, motoru yani üretilen ürünün türüne bağlı olarak en stratejik bileşenleri yerli ise yerli üretim olarak isimlendirmek mümkün. İhracat konusuna gelince durum daha karmaşık hâl alıyor. Zira Türkiye’nin üretimi ve dolayısıyla ihracatı, ne yazık ki, çok büyük ölçüde ithalâta bağımlı. Kitaptan bu konuyu etraflı bir biçimde alan çok değerli analizleri takip etmek mümkün.

MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİMİN ÖNEMİ

– Başlangıç bölümünün adı ‘Yerlileşmenin önündeki sorunlar’ olarak verilmiş. Bu sorunları sıralayabilir misiniz?

– Bu çok kapsamlı bir soru ve konu. Ancak temel noktaları vurgulamaya gayret edeyim. Yerlileşmenin, yerli üretimin daha net bir ifade ile üretebilme beceri ve yeteneklerinin gelişememesinin altında yatan en önemli sebeplerden birisi eğitim. Eğitimin hemen her aşamasından gerçek dünyadan ve uygulamadan uzak bir yapının varlığından mesleki ve teknik eğitim gibi üretim ekonomisinin en önemli bileşeni olan konuda toplumsal farkındalığın da kurumsal farkındalığın da çok zayıf olmasına kadar çeşitlilik gösteren bir dizi sorundan bahsetmek mümkün. Nitelikli işgücü yetişmesini ve beşerî sermaye birikimini engelleyen bu süreç üretim sürecinin etkinsizliğinin en temel sorunu.

DEVLETE GÖREV DÜŞÜYOR

Öte yandan kurumlar ve yapılar yerli üretimin gelişmesinin ve rekabetçi hale gelmesinin önündeki bir diğer en önemli engel. Daha genel bir ifade ile devletin kalkınmacı bir rol üstlenmek için harekete geçmemesi, politika ve stratejileri bu yönde şekillendirmemesi çok önemli bir sorun, büyük bir engel. Bugünün gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerinin gelişme süreçleri izlendiğinde hemen hepsinde devletin önemli bir rol oynadığı ve halen daha oynamakta olduğu görülüyor.

Bu iki temel sorunu makro ekonomik istikrarsızlık, üretimin ve dolayısıyla ihracatın ithalata bağımlı olması dolayısıyla kur riskinin yüksek olması ve vergi yükünün ağır olması gibi temel sorunları da düşündüğümüzde büyük resim belirginleşiyor. Öte yandan genç nüfusun dinamizmi ve yaratıcılığı önemli bir fırsat iken bu yaratıcılığı yok eden ve sınırlayan beton yığını okul binalarından dünyayı değiştirecek yenilikler, teknolojiler beklemek ise hem haksızlık hem de hayalperestlik oluyor.

YENİLİKÇİ ÜRÜNÜ ÇIKARAN KAZANIYOR

– Küreselleşme yerli üretimin tamamen karşısında olan bir olgu mudur? Aralarında nasıl bir ilişki biçimi var?

– Küresel dünyada tamamen, yüzde yüz yerli üretim diye bir şey yok. Kim hangi ürünü daha ucuza ve daha kaliteli üretebiliyorsa o üründe uzmanlaşıyor ve diğerleri de aynı şekilde. Özellikle çok bileşeni olan ürünlerin tek bir ülke menşeli olması mümkün de akıllıca da değil. Bu açıdan bakıldığında üretim yapabilmek için istediğimiz tüm bileşenlere üreticisi nerede olursa olsun küresel pazar imkanları sayesinde erişebiliyoruz. Ve aynı şekilde pazarlayabiliyoruz. Tabii bu süreç rekabetçi bir ortamı da kaçınılmaz kılıyor. Nihayetinde yenilikçi ürünü piyasaya çıkarabilen kazanıyor, ta ki taklit edilip tekelci gücü kırılana kadar. Bu aynı zamanda yeniliklerin yayılmasına da katkı sağlayan bir süreç. Küresel dünyada yerlileşmenin kritik noktasını üretimin bilgisi, teknolojisi, tasarımı ve mühendisliği oluşturuyor.

YERLİSİ VARKEN İTHALİ KULLANILIYOR

– Geçmişten bugüne yerli üretim, sanayi politikaları hakkında neler söylersiniz? Hükümet politikaları yerli üretimin yanında oldu mu? Gerekli önlem, karar, teşvik, destek, yönlendirme politikaları izlediler mi?

– Türkiye’nin istikrarlı ve uzun erimli sanayi politikalarının olduğunu söylemek zor. Bugün dahi sanayi strateji belgeleri üzerinden ilerleyen bir süreç gözlemliyoruz. Son dönemde yerli üretim konusunda bir gündem oluştu ise de arka planda yerli üreticiyi küresel rekabet ortamından koruyacak önlemlerin, vergi avantajlarının, kamu alımı garantilerinin olmadığı da bir gerçek. Örneğin Türkiye’de hafif raylı sistem üretimi konusunda bir uzmanlaşma var. Ve hatta bir değil iki firma var rekabetçi ve yenilikçi üretim yapabilen. Ancak Türkiye’nin ürettiği hafif raylı sistemleri, ülkemizde göremiyoruz. Türkiye üretebilirken ısrarla ithal ürün almaya devam ediyoruz. Kamunun ihtiyacı olan mal ve hizmetlerin üretiminde de yerli muadiller varken yerli tüketimi zorunlu kılacak değil sadece teşvik edecek, çok da cazip olmayan uygulamaların olduğunu görüyoruz. Bunun arkasındaki en temel sebep toplumsal inanç sorunu. ‘Biz yapamayız, yapsak da kaliteli olmaz, nasılsa en iyisi üretiliyor, neden üretelim ki’ diye devam edegelen bir inanç ve özgüven sorunu. Elbette ki her şeyi yapamayız, yapmamalıyız da. Ancak halihazırda yapabildiklerimiz varken kullanmak konusundaki isteksizlik ve inançsızlık üretimden, üretebilme kapasite ve yeteneklerinden çok daha önemli bir sorun.

TTGV BİZE İNANDI

– Yerli Yeşil Yeni platformu kurup destek bulmanız çok olumlu bir gelişme. Yeşil üretim, sanıyorum henüz sorunlarını aşamamış bir kavram. Dünyada ve Türkiye’deki yeşil üretimin görünümü nasıl? Olması gereken ve mevcut durumunu bize anlatır mısınız?

– Çok teşekkür ederim. İzninizle önce kısaca Yerli Yeşil Yeni’nin kuruluş sürecinden bahsetmek isterim. Yerli Yeşil Yeni, 2017 yılında sivil bir inisiyatif olarak Türkiye’nin yerli, yeşil ve yenilikçi üretim kapasite ve kabiliyetlerini tarihe not düşmek amacıyla yola çıktı. Gerçekten çok keyifli, bir parça da zorlu bir süreç oldu. Bu konuda bize ilk inanan Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı oldu. Sevgili Mete Çakmakçı ve Yücel Telçeken sürecin doğru planlanmasında ve profesyonel olarak tasarlanmasında hem yol gösterici oldular hem destek verdiler. Devam eden süreçte hem ulusal düzeyde hem de yerelde çok değerli destekler aldık ve almaya devam ediyoruz. Yola çıktığımız günlerde bize inanmakta güçlük çeken, anlayamayan kişilerin yüzlerindeki o belirsiz ve nadiren de olsa müstehzi ifadeyi, tebriklere ve teşekkürlere dönüştürebilmek gurur verici oldu. Bugün içerik geliştiren, danışmanlık yapan ve çeşitli yayın, araştırma ve raporlama faaliyetleri yürüten Yerli Yeşil Yeni’nin olgunlaşması harika bir gönüllü ekip sayesinde oldu. Çoğu öğrencim olmuş üniversiteli gençler bu ülkede neler yapıldığını, yapılmakta olduğunu anlatmak konusunda müthiş bir dayanışma sergilediler. Onlar olmasaydı, Yerli Yeşil Yeni’nin bu düzeye erişmesi çok uzun zaman alırdı. İyi ki varlar.

 

YEŞİL ÜRETİMİN ÖNEMİ ARTIYOR

 

Sorunuza gelecek olursam, kâr amacı gütmeyen, sosyal bir kooperatif olarak kurumsallaşan Yerli Yeşil Yeni’nin en hassas noktası yeşil’i… Yeşil üretim, iklim değişikliğinin aslında gittikçe şiddetlenen bir krize dönüşmekte olduğunun çok daha belirgin olarak hissedilmesiyle birlikte hem dünyanın hem de Türkiye’nin gündeminde çok daha fazla yer almaya başladı. Kaynakların hemen her gün sorumsuzca tüketiliyor olması, temiz suya ve temel gıdaya erişebilenlerin sayısı azalmaya devam ediyorken yeryüzünün sıcaklığı artmaya devam ediyor. Öte yandan özensiz bir tüketim, plansız bir yapılaşmanın eşlik ettiği süreç en çok da ekolojik dengeyi alt üst ediyor. Dünyada da Türkiye’de de umut verici gelişmeler olduğunu söylemek mümkünse de bu işin ciddiyetinin farkına varıp gerçekten inanarak, samimiyetle harekete geçmek gerekiyor. Bu kriz bilâistisna hepimizin davranışlarının sonucu ve inisiyatif almak konusunda da herkesin sorumluluğu var. İyileşmeye giden yol bilinçlenmekten, mümkün olduğunca az tüketmekten, çevre dostu ürünleri takip ve talep etmekten, diğerlerinin tüketiminden vazgeçmekten geçiyor. Zira tüketiciler olarak bizler çevre dostu bir talep oluşturmaya başlarsak üretici de üretimini yeşillendirmek zorunda kalacak. Tüketici gücünün farkında olursa çok şeyi dönüştürebilir.

 

SANAYİLEŞMEDE YOLUMUZ UZUN

– Türkiye’de sanayinin dijitalleşmesi, sanayi 4.0 konusundaki çalışmalar hakkında düşünceleriniz nelerdir? Alınacak ne kadar yol var?

– Bu soruya gerçekçi yanım iyimser bir cevap veremiyor. Tabii çok umutsuz da olmak istemiyorum. Bir yanda makine öğrenmesi, yapay zekâ, görüntü işleme teknolojileri konusunda dünyadaki öncü teknolojileri ürettiğimiz sınırlı sayıda örneklerimiz var. Web sitemizde yer alan Vispera, Bites, Karel ve yakın zamanda yayınlanacak olan iUGO, Tazi gibi sıra dışı örneklerin hikayelerini dinlediğinizde umutlanmamak elde değil. Sanayinin geneline baktığımızda ise durum çok umut verici gözükmüyor. Salgın hayatımıza girene kadar imalât sanayi ile, daha genel bir yaklaşımla sanayileşme ile ilgili en temel sorun erken sanayisizleşme ve ilişkili olarak içinde olduğumuz orta gelir tuzağı idi. Salgınla birlikte hizmet sektörünün neredeyse durma noktasına gelmiş olması hem tarımsal üretimin (ki milli gelir içindeki payı yüzde 10’u bile bulmuyor) hem de sınaî üretimin (onun da milli gelir içindeki payı yüzde 25’lere dahi ulaşabilmiş değil) ülke ekonomisi için ne kadar kritik öneme sahip olduğunu gösterdi. Salgının hayatımızda bu denli baskın ve kısıtlayıcı olarak ne kadar daha yer alacağını öngöremediğimizi de düşününce öncelik sınaî faaliyetlerin sürdürülebilirliği oluyor. Yani sanayiyi yaşatmaya devam edebilirsek dijitalleşmesi için de konuşabilir hale geleceğiz. Ezcümle yolumuz uzun ve zorlu gözüküyor.

YENİ YÖNTEM, YAKLAŞIM VE TEKNİKLER

– Yeni teknolojilerin başarıyla uygulandığı bir savunma sanayi sektörü dikkat çekiyor. Bu durum sizin platformun ‘yeni’ talebini karşılıyor mu?

– Savunma sanayi dikkat çekiyor çünkü ön planda. Basın da bu noktada ilgili ve paylaşımcı. Ancak biraz önce de bahsettiğim gibi, sivil teknolojiler alanında gerçekten çok dikkat çekici yenilikler ve rekabetçi teknoloji uygulamaları söz konusu. Yerli Yeşil Yeni platformu açısından değerlendirmek gerekirse, bizim felsefemiz mümkün olduğunca yerel ve yerli kaynakları kullanarak ve kesinlikle yeşilden, yaşanabilir çevre şartlarından ve mümkünse de geleceğinden taviz vermeden ve fark yaratacak, rekabetçi güç sağlayacak yeniliklerle üretimin mümkün ve yapılmakta olduğunu anlatmak. Diğer bir ifade ile yerli olması pahasına yeşili yok etmemek esas mesele. Sorunuza gelince, adımızdaki yeni, teknolojiyle ve sektörlerle sınırlı olmaksızın yeni yöntem, yaklaşım ve teknikleri ifade ediyor.

KİTABI ÜÇ YILDA TAMAMLADIK

– Kitabınızda 67 yazarın makalesi var. Bu kitabın hazırlığı çok zamanınızı aldı mı?

– Fikrin zihnimde belirmesinden elimize kitap olarak ulaşana kadar geçen zaman neredeyse üç yıl. Kitabın en temel özelliği görece kısa ve tek yazarlı çalışmalardan müteşekkil olması. Aşama aşama fikri olgunlaştırmak, paylaşmak, geri dönüşler doğrultusunda fikri yeniden düşünmek, geliştirmek, davette bulunmak, önerileri toplamak, bazı noktaların mükerrer olması kaçınılmaz, muhtemel çakışmaları en aza indirmek için yazarlarla istişare etmek bir yanda işleyen, meşakkatli ve bir o kadar da keyifli ve öğretici bir süreç.

Öte yandan bu kadar hacimli bir kitabı basmayı kabul edecek yayınevleri için bir görüşme trafiği başlatmak. Zira bir yandan ülkede kitap okunma oranı her ne kadar gelişme eğilimi gösteriyorsa da özellikle akademik nitelikte bir kitabın talebi yayıncıların en temel sorunlarından, kısıtlarından biri. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nın editörü, sevgili Cem Tüzün projeyi, hemen hemen aynı hacim ve kapsamda olan başka bir çalışmamızda (Bilim, Teknoloji ve Yenilik: Kavramlar, Kuramlar ve Politika, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları) olduğu gibi ilgiyle karşıladı, yayın kurulu ile paylaştı ve kabul ettiler. Süreçte Cem ve arkasındaki harika ekiple uzun süreli mesai yaptık ve sanırım ortaya içeriği kadar tasarımı da dikkat çekecek bir eser çıkmış oldu. Kendilerine müteşekkir olduğumu da vesilenizle bir kez daha ifade etmiş olayım.

PROJEYE GÜVENDİLER

– Bu kadar çok yazarı arayıp onları birer makale vermeye nasıl ikna ettiniz?

– Kitaba katkı veren yazarların bir kısmı arkadaşım, bir kısmı hocalarım. Tabii hiç tanışmadıklarım ama çalışmaları dolayısıyla bildiğim ve takip ettiğim hocalarım ve meslektaşlarım da vardı. Halâ henüz hiç yüz yüze gelemediğimiz yazarlarımız da var. Sağ olsunlar sanırım öncelikle bana sonrasında da bu kadar güncel ve önemli bir konuyu çok boyutlu olarak ele alıp tartışma zemini oluşturacak bu çalışmanın alanda önemli bir açığı kapatacağına inanmış ve güvenmiş olmaları etkili. Katkı sağlamak isteyip de çalışma programı ya da sağlığı el vermediği için kitapta yer alamayan kişiler de oldu tabii. Sanırım yüzden fazla kişi davet edildi kitaba katkı için. Bu kitap dördüncü derleme çalışmam olduğu için sanırım, öğrenmeye başlıyorum çok yönlü iletişimi de. Ancak süreçteki en önemli pay bittabi projeye ve bendenize güvenerek katkı veren yazarlarımızın.

Global Sanayici

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
EN ÇOK KAZANANLAR
    EN ÇOK KAYBEDENLER
      EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER
        BUGÜN 1000TL NE OLDU?
        • -

          BORSA

        • -

          DOLAR

        • -

          EURO

        • -

          ALTIN

        KUR ÇEVİRİCİ

        Para Birimi

        Çevrilecek Para Birimini Seçin

        Sanayi haberlerimizi isteyen herkesle paylaşmaktan mutluluk duyarız. Ancak, haberlerimizi kullanırken kaynak göstermenizi ve link vermenizi özellikle rica ediyoruz.