REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
REKLAM ALANI

(160x600px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

SANAYİ AİLESİ

Aslanoğlu: Sanayicilerin kur riski ciddi boyutta

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
Aslanoğlu: Sanayicilerin kur riski ciddi boyutta
15 Eylül 2022 - 16:13
REKLAM ALANI

(300x250px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

GİRAY DUDA

Pandeminin yıllar süren olumsuz ekonomik etkilerini düzeltmeye çalışan ülkeler bir yandan da Rusya-Ukrayna savaşının global etkileriyle karşılaştı. Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’ndan dünya çapındaki ve ülkemizdeki ekonomik manzarayı yorumlamasını ve önümüzdeki aylara ilişkin beklentilerini anlatmasını istedik.

– Hocam yıllarca sizinle yaptığımız söyleşilerde FED’i konuşmuştuk. Şimdi de kaldığımız yerden devam edelim ve yine FED’i konuşalım. FED, 27 Temmuz’da 75 baz puanlık bir artış kararı verdi ve Eylül ayında yeni bir karar alacak. Bu kararlar bütün dünyanın dikkatle izlediği kararlar. Siz bu artışı bekliyor muydunuz? FED neden böyle bir karar aldı ve bundan sonraki toplantıda ne olur?

– Ben alınan kararın normal olduğunu düşünüyorum. ABD enflasyonu, FED’in tahminlerinin çok üzerinde gitti. Ekonomistler de bu kadar yüksek enflasyon beklemiyorlardı. Merkez Bankaları kararlarında büyüme verilerine de bakar ama asıl dikkat ettikleri enflasyondur. Amerika’da yüzde 9’a doğru tırmanan bir enflasyon süreci yaşandı. Büyüme de aşağıya doğru gelmeye başladı ama ABD’de büyüme rakamları bir önceki çeyreğe göre hesaplanır. Bizdeki gibi bir yıl önceki çeyreğe göre değil. Biraz pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşının etkisiyle gerileme oldu. Ama işsizlik rakamları yüzde 3.5 gibi tarihi düşük seviyelerde. 5.7 milyon işsiz var, buna karşılık 10.5 milyon açılmış iş var. Yani bir işsize iki iş düşüyor neredeyse. Sadece, herkese yeteneğine, eğitimine, tecrübesine göre iş bulunamıyor. Dolayısıyla işsizden çok iş var Amerika’da. Bu tabloda büyümeyle ilgili çok kaygı duyacak bir tablo yok. Arka arkaya iki kere eksiye geçmiş olsa bile şu anda, üçüncü çeyrekte artıya geçti. Atlanta FED’in günlük izlediği veriler üçüncü çeyreğin pozitif olduğunu gösteriyor. O açıdan büyüme kaygısı az ama enflasyon kaygısı yüksek bir FED olmasını beklememiz gerekiyor. Öyle de oluyor.

EYLÜL’DE ARTIRIR, SONRA BİRAZ YAVAŞLAR

Bir de şunu iyi biliyorlar. Merkez Bankaları proaktif olmalı. Para politikası ancak o zaman etkili oluyor. O nedenle kimilerini şaşırtacak derecede yüksek artışlarla gitmeyi tercih etti. Nihayetinde bu noktaya geldi.

Bence Eylülde de 75 baz puan artırır. Sonra yavaşlayacak muhtemelen. Çünkü çok hızlı geldi. Bu yıl 1 puana çıkarmayı hedefliyordu yıl sonunda. Daha Eylülde 3.25’e gelecek. Ortalığı çok da dağıtmadan yavaşlayacağını tahmin ediyorum. Eylülde 75 puan artırıp daha sonra 50 ya da 25’e inebilir. Bir toplantı ara verebilir. Yine de durmadan devam etme olasılığı daha yüksek geliyor bana.

TARİHE GEÇECEK BİR RESESYON YOK

– Siz, ‘arka arkaya iki kez küçülme oldu, bu resesyon değil de nedir’ iddialarına katılmıyorsunuz değil mi?

– Dünyadaki duruma baksak, Amerika öyle bir resesyonda değil. Geçen yılın aynı dönemine göre değil. Ayrıca işsizlik, üçüncü çeyrek verilerinin hepsi büyüme yönünde işaretler veriyor. Bir de ABD’de NBER diye bir kurul vardır. Yani Ulusal Ekonomik Araştırmalar Merkezi Kurulu (NBER), Harvard, MIT gibi okulların hocalarından oluşuyor. Onların sadece büyüme değil, istihdam, tüketici, sanayi üretimi gibi verilere bakarak da açıkladığı ‘Amerika resesyona girmiştir veya girmemiştir’ gibi analizleri var. Amerika onların açıklamalarına çok önem verir. Onlar da resesyon olduğu görüşünde değiller. Dolayısıyla Amerika’da tarih kitaplarına geçecek bir resesyondan söz etmek mümkün değil.

ENFLASYON SORUNU BİRİNCİ SIRADA

– ABD’de ‘ekonomi tıkırında’ diyebilir miyiz bu durumda?

– Onu da tam olarak söyleyemeyiz. Büyüme yavaşlıyor. Çok büyük bir resesyon yok. Olsa bile çok hafif olacak gibi gözüküyor. Ama enflasyon meselesi çok daha büyük. O açılardan bakınca enflasyonla mücadeleyi çok öncelikli tutan bir FED olmasını anlayabiliyorsunuz.

ÇİN’DE KONUT KRİZİ ETKİLİ OLDU

– Dünyanın diğer bir köşesine, Çin’e geçecek olursak orada da ikinci çeyrekte büyümede ciddi bir düşüş verisiyle karşılaştık. Çin’deki bu durum öncelikle oradaki kapanmalar, pandemiden mi ileri geliyor?

– Pandemi ve konut sektöründe ortaya çıkan çok büyük sorunların birlikte etkisi var. Pandemiye yönelik çok ciddi kapanma uygulamaları işleri aksattı. Son bir yılda konut fiyatları yüzde 40 ve konut satışları yüzde 35 düştü. Çinliler de Türk vatandaşları gibi konut almaya çok meraklı. Konut önemli bir yatırım aracı. Konut fiyatlarındaki düşüş Çinlilerin kendilerini daha fakir hissetmesine yol açtı. Kendilerini zengin hissederken bu düşüşler sonucundaki moral bozukluğuyla tüketimlerini de kıstılar. O açıdan tüketimlerini kısmaya başladılar. Hem pandemi hem de bu sorunlar iç talebi kısıtladı. Zaten ticaret savaşı, pandemi gibi büyük olaylar Çin’in ihracatla büyümesini frenlemeye başlamıştı. İç talebi canlandırmayı da başaramayınca yüzde 3’lere gerilemiş büyüme tablosu ortaya çıktı. Dolayısıyla Çin’in bu yavaşlaması, sorunlu kredileri artırabilir. Bu da bankacılık sektörünü riske atıyor. Ama Çin çok kapalı bir ekonomi olduğu için riskin boyutunu çok da sağlıklı değerlendiremiyoruz.

AVRUPA’DA STAGFYASYON KONUŞULACAK

– Hocam üçüncü bölgemiz olarak da Avrupa’ya geçelim. Avrupa doğalgaz kısıtlamaları, Rusya’ya yönelik ambargolar, enerji sıkıntısı başta olmak üzere birçok büyük problemle karşı karşıya. ABD veya Çin’den çok Avrupa’nın resesyonundan söz ediliyor. Öte yandan da Euro bölgesinde beklentinin üstünde bir büyüme görülmüş durumda. Siz Avrupa’ya, Euro bölgesi ekonomisine nasıl bakıyorsunuz?

– Kesin olan bir şey varsa o da Avrupa’nın çok güçlü, sert bir yavaşlama içinde olduğudur. Rakamlar bölgeler arasında fark edebilir ama asıl olan büyüme hızının gelecek yıl yüzde 1’lere düşmesinin beklenmesidir. Yani önümüzdeki yıl daha çok hissedilecek. Risklerden birincisi olan Rus doğalgazı yüzde 70 oranında kesilirse eğer Avrupa bunu yönetebilecek durumda. Ama yüzde 70’i aşma ihtimali de var, bu durumda Avrupa’nın büyümesi daha uzun sürece yayılacak. Ben, Rusya-Ukrayna kaynaklı olarak yaşadıkları enerji krizi, genel enflasyon yükselişi, dünyada faizlerin artışı ve az da Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artışı bir araya gelince Avrupa geçen yıl yüzde 5 büyümüştü, gelecek yıl yüzde 1 dolayında bekleniyor. Bu çok sert bir düşüş. Enflasyon da biraz yukarıda olabilir. Avrupa için stagflasyon daha çok konuşulacak diye düşünüyorum.

BU KADAR BAĞIMLILIK GARİP

– Belki kolay bir değerlendirme olacak ama koskoca Avrupa ülkelerinin, Avrupa Birliği’nin, sağladığı enerji kaynağını bir ülkeye bağlayıp uzun yıllar böyle rahat bir şekilde sürüp gideceğini düşünmesi yadırgatıcı, garip değil mi?

– Bence de doğru. Avrupa’nın uzun vadeli, planlama yapan, stratejik düşünen olarak kabul ettiğimiz ülkelerinin, Almanya başta olmak üzere bunu öngörememesi bence de tuhaf. Güvenlik konusu da Avrupa’da bu şekilde zayıf. Çok dikkate alınmamış gibi görünüyor. Güvenliğin de NATO çerçevesinde çözüleceğini düşünüyorlar herhalde. Avrupa kendi güvenliğini sağlamakta da pek başarılı olamıyor. Ayrıca enerjiyi de sağlayamadığı anlaşıldı. Bence bu gelişmelerden iyi bir ders çıkarıyorlar. Gelecek yıllarda güvenlik ve enerji bakımından güçlenmek için radikal adımlar atacaklar. Hatta şimdiden başladılar. Ama zaman alacak tabii ki. Şu anda bu sorunu maalesef yaşayacaklar. Bu kadar bağımlı olmaktan kolayca kaçamayacaklar gibi gözüküyor.

– Bu kış Avrupa’da zor geçecek galiba.

– Evet, görüntü böyle. Isınma sorunu, enerji sorunu, bunların yaratacağı siyasi ve sosyal sorunlar büyüyünce bahara kadar Avrupa’yı zor bir süreç bekliyor.

DÜNYADA ENFLASYON DÜŞECEK, BÜYÜME SORUNU SÜRECEK

– Dünyanın en büyük üç ekonomi odağını konuştuk. Bunları gözönünde tutunca global ekonominin 2022 yılı sonu ve 2023 yılı başlangıcı için neler söylemek istersiniz?

– Dünyada genel olarak bir yavaşlama sürecindeyiz. Enflasyon düşüşe geçecek ama bir süre yükseklerde seyredecek. Son çeyrekte biz Avrupa’da ve dünyada stagflasyonu daha çok konuşacağız gibi geliyor bana. Yılbaşından itibaren enflasyonda düşüş daha netleşecek Avrupa ve dünyada. Dezenflasyon yaşayacağız ama büyümedeki sorun da devam edecek. Büyüme sorunu yılın ilk aylarında artar hem savaş hem de faiz artırımları yüzünden. Gelecek yılın ilk altı ayında önce stagflasyon sonra da dezenflasyon ve resesyonu konuşacağız.

YÜKSEK ENFLASYON VE BÜYÜME

– Türkiye’ye geçecek olursak, ülkemizde hem tüketici hem de üretici enflasyonu çok yüksek düzeye çıktı. Çıkmaya da devam ediyor. Ortada enflasyonla mücadele programı, paketi veya önlemleri de yok. Gelecek seçimlere kadar yüksek enflasyonla büyüme gibi bir politika mı izlenecek Türkiye’de?

– Öyle gözüküyor. Sonuçta kredi faizlerini görece düşük tutarak büyüme çok önceleniyor. Genel tabloya baktığımızda enflasyonun yükselmeye devam ettiği, büyüme sorunlarının arttığı ama bunu engellemek için de sürekli büyüme destekli politikaların gündeme getirildiği bir dönem yaşayacağız.

ARALIKTA BAZ ETKİSİYLE DÜŞECEK

– Enflasyonda önümüzdeki aylarda sürekli artış mı olacak?

– Aralık ayına kadar yükselme sürecek. Aralıkta o meşhur baz etkisiyle 7-8 puanlık bir düşüş olacak. Bu düşüş yeni yılın ilk üç ayında da görülebilir. Açıkçası önce yüzde 90’lara çıkan, daha sonra yüzde 70’lerde dengelenen, seyreden bir enflasyonla karşı karşıya olacağız.

MERKEZ BANKASI PİYASAYA TERS GİDİYOR

– Merkez Bankası faizler 100 baz puan düşürdü. Siz böyle bir faiz düşüşü bekliyor muydunuz?

– Hayır beklemiyordum. En azından bu dönemde. Merkez Bankamız piyasanın beklentisi dışında hareket etmeyi çok seviyor anlaşılan. Dünyada tam tersi beklentiye paralel gidilir ama bizde son dönemlerde piyasa beklentisine ters kararlar geliyor.

ARKA ARKAYA İNDİRİM GELMEZ

– Gerekçe olarak da büyümede bir miktar ivme kaybedilmesi açıklandı. Ekonomide yavaşlama da bu gerekçenin bir yanında duruyordu. Bu koşullarda önümüzdeki ayda bir 100 baz puan daha indirme sözkonusu olabilir mi?

– Olabilir ama sanki FED’in bilanço küçültüp faiz artırdığı böyle bir dönemde, bir toplantıyı atlayıp daha sonrakinde yapma ihtimali daha yüksek gibi geliyor. Son toplantıda şimdilik yeterli gibi bir tespit de var. Ben bu toplantıda indirim konusunda pas geçeceğini düşünüyorum.

BÜYÜMEYİ HIZLANDIRICI KARARLAR

– Bu faiz düşüşü ve büyüme isteğine bağlı olarak, birkaç yıl önce olduğu gibi çok düşük kredi faizleriyle inşaat sektörünün desteklenmesi ve kendisiyle birlikte diğer sektörleri sürüklemesi mi planlıyor?

– Net bir şekilde büyümeyi hızlandırıcı olarak yürürlüğe sokuldu bu kararlar. Merkez Bankası kararlarıyla kredi faizleri yüzde 23 ile 29 arasında olacak biçimde ayarlandı. Hedef tabii ki büyümeyi hızlandırmak.

Öte yandan bu kararların bir sonucu bono, tahvil faizlerinin düşmesi oldu. Bu düşüş Hazinenin borçlanma imkanını artıracağı için kamu maliyesi kanalıyla büyümeyi etkileyecektir. Dolaylı yoldan büyüme etkisi oradan da çıkacaktır. Bence kısa vadede büyümeye olumlu yansıması olur ama çok güçlü olmayacaktır. Yeni ilave talebi canlandırıcı ücret artışı, yeni KGF’ler gibi adımları göreceğiz diye düşünüyorum.

KREDİ VERİRKEN GELECEĞİ DÜŞÜNÜYORLAR

– Faizlerin bu şekilde yüzde 30’un altında tutulması önlemi alındı ama reel sektör bankaların şu anda kredi vermediğinden, çok sorun çıkardıklarından yakınıyor. Özellikle kamu bankalarından şikayet var. Bunun anlamı nedir?

– Bankalar kaynak yaratmakta zorlanıyor. Yeni mevduatı kolayca çekemiyorlar ve bu bir sorun tabii ki. KKM’yi kullanmaları durumunda farkı devlet kapatıyor ama eldeki kaynak sınırlı.

En önemlisi, bankalar, bugünkü faiz durumunu değil de gelecekteki faizleri düşünüyor bu kararları verirken. Seçim sonrası para politikası değişecek olursa güçlü bir faiz artırımı gelebilir. Merkez Bankası faizleri 50’ye çıkabilir. Öyle bir durumda bankalar yüzde 30-40’la verdikleri orta vadeli kredilerden zarar ederler. Faizler daha da yukarı çıkabilir. Bankalar, bugünküne göre değil gelecekteki faiz beklentilerine göre pozisyonlarını değerlendiriyorlar. O da bankalar tarafında artma beklentisinin yüksek olduğunu gösteriyor. Bu beklenti de bankaları ellerindeki kaynağı ucuz olarak uzun vadeli kullandırtmama niyetindeler gibi gözüküyor.

DÖVİZ YÜZDE 15-20 YÜKSELEBİLİR

– Son faiz indirimiyle döviz kurları da hızlı çıkışa geçti. Döviz kurları hiç olmadığı kadar yükseğe çıktı. Bu politika aynen devam ederse yılsonu ve yeni yılda döviz kurlarının ne düzeyde olmasını beklersiniz?

– Şu anda döviz arz ve talep dengesine baktığımızda döviz talebinin daha baskın olduğunu görüyoruz. Ödemeler dengesi, cari açık, DTH’lerin genel dönemsel seyri bunları gösteriyor. Döviz talebi var ve kuru doğrudan etkiliyor.

İkincisi, para politikamız gevşeme sinyali vermeye devam ederken dışarısı sıkılaşma sinyali veriyor. Negatif reel faizimiz çok ciddi boyutta artma eğiliminde. Dolayısıyla bu da bir etken.

Sonuçta döviz talebi yüksek seyredecek. Ödemeler dengesi, dış açık, cari açık artmaya devam edecek. CDS’ler yüksek. Bunların hepsi kuru etkileyen faktörler. Maalesef aleyhte görünüyor. Döviz talebi döviz arzının üzerinde ve yukarı yönlü gidiyor. Türk Lirası en azından dünya enflasyon ile bizim enflasyonumuzun farkı kadar bir değer kaybetme potansiyeli taşıyor. Buna baktığımızda da bugünkü rakamların üzerinde bir değere işaret ediyor. Dövizin yılsonuna kadar yüzde 15-20 değer kazanma potansiyeli var.

DIŞ TURİZM BEKLENEN DESTEĞİ VERDİ

– Bu programa başlarken hedeflenen cari fazlanın önemli ayağı turizmdi. Galiba bekleneni karşılayan tek ayak turizm oldu.

– Turizmden tahmin ettiğimizden daha çok gelir elde ettik. Rusya’dan tesisleri dolduracak kadar turist geldiğine tanık olduk. İç turizm için aynı şeyi söyleyemeyiz ama dış turizm şu ana kadar beklenen desteği verdi. Bir iki ay daha verir. Ama Ekim ayından sonra turizm gelirleri büyük ölçüde düşer.

CİDDİ KUR RİSKİ VAR

– Bu arada şuna değinelim. Sanayicinin, ihracatçının döviz satın almasına ekonomiye kötülük yapmış gibi bakılıyor. Onların tüm işleri dövizle. Aldıkları hammadde, yarı mamul maddeyi dövizle alıyorlar. Her an dövize ihtiyaçları var. Sanayicinin eline geçen parayı dövize çevirmesinde yanlışlık nerede? Bu açıklamalar neden yapılıyor?

– Gerçekten ithalat bağımlılığı yüksek olan sektörlerde esnekliğin ellerinden alınması ihracatçı/sanayiciyi tedirgin etmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü kur riski ciddi boyutta var. Maliyetlerin arttığı bir ortamda rekabet gücü azalan bir sanayici de var. Diğer ülkelerde bu kadar enflasyon olmadığı için maliyet artışları daha sınırlı. Bizde ise yüksek. O zaman kurda risk ortaya çıkarsa ihracatçıyı zararına bile satışa götürebilir. Bu durumda döviz talep etmesi gayet doğal. O esnekliğin alınması ise çok riskli diye düşünüyorum.

RASYONEL BİR KARAR DEĞİL

– Üstelik şu anda sürekli döviz getiren en önemli ekonomik ayak da ihracat. İhracattan büyük beklentiler var. Bu durumda ihracatçının döviz teminine sıkıntı getirmek ne kadar doğrudur?

– Evet, bu yapılan çok isabetli, rasyonel bir politika gibi gözükmüyor.

EKONOMİ PROGRAMI DEĞİŞMEZ

– Bu iktidarın, yaklaşan seçimler öncesinde, şimdiki ekonomik politikayı tam tersine çevirerek faiz artışından başlayan bir acı reçeteyi uygulaması mümkün müdür sizce?

– Zannetmiyorum. Çünkü büyümeden fedakarlık yapmadan çok kolay değil. Bu ortamda da seçime giderken öyle bir karar alınacağını zannetmiyorum.

 

REKLAM ALANI

(728x90px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.
EN ÇOK KAZANANLAR
    EN ÇOK KAYBEDENLER
      EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER
        BUGÜN 1000TL NE OLDU?
        • -

          BORSA

        • -

          DOLAR

        • -

          EURO

        • -

          ALTIN

        KUR ÇEVİRİCİ

        Para Birimi

        Çevrilecek Para Birimini Seçin

        Sanayi haberlerimizi isteyen herkesle paylaşmaktan mutluluk duyarız. Ancak, haberlerimizi kullanırken kaynak göstermenizi ve link vermenizi özellikle rica ediyoruz.

        Bültenlerimize abone olmak istiyorsanız lütfen e-posta adresinizi girin.

        Subscribe!
        Araç çubuğuna atla